Kendimi dinlemek için ara veremeyecek kadar yoğunlukla karşılaştım.
Günler her ne kadar çok yoğun geçse de, geceler tam tersine bir sakinlikle geçiyor. Yorgunluğu üzerimden atamıyorum. Yorgunluktan sıyrılamıyorum.
Yetersizliğimin farkına varıp, bunun üzerine gitmeye her çalıştığımda, kendi özgüvensizliğimle çevreleniyorum.
Gerçek gören gözde midir, yoksa gören gözde gerçek mi vardır. İkisini de harmanlayıp, kendi üzerimden atıyorum. Zaman çok kısa. Daha doğrusu günler kısa. Saatler kısa.
Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek..
yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
korkularımızın paylaşılması
sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız...
ve ne kadar güçlü korunuyoruz,
Kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden,
Sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?
kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?
- Rabindranath Tagore