19 Ocak 2022 Çarşamba

3+3=33

 Cevap başlıkta gizli.

Yarın yazacağım. 

18 Şubat 2018 Pazar

Geç kalmış 3

Kendimi dinlemek için ara veremeyecek kadar yoğunlukla karşılaştım.

Günler her ne kadar çok yoğun geçse de, geceler tam tersine bir sakinlikle geçiyor. Yorgunluğu üzerimden atamıyorum. Yorgunluktan sıyrılamıyorum.

Yetersizliğimin farkına varıp, bunun üzerine gitmeye her çalıştığımda, kendi özgüvensizliğimle çevreleniyorum.

Gerçek gören gözde midir, yoksa gören gözde gerçek mi vardır. İkisini de harmanlayıp, kendi üzerimden atıyorum. Zaman çok kısa. Daha doğrusu günler kısa. Saatler kısa.

Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek..
yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
korkularımızın paylaşılması
sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız...
ve ne kadar güçlü korunuyoruz,
Kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden,
Sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?
kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni?

- Rabindranath Tagore

28 Ekim 2017 Cumartesi

2

https://www.youtube.com/watch?v=3sM4l61K-os  Bu şarkıyla başlayalım.

fazla sessizlik iyi değil derdim eskiden, bunu dememin sebebi düşünceler ile dolu bir zihnin, kişinin kendi sağlığı için potansiyel bir tehlikeye sahip olmasıyla alakalı bir durum. Ama son 5 sene içerisinde o kadar yavaşladı ki, tehdit olmaktan çıktı diyebilirim.

Bazı kalıplar her zamana ve her duruma uyabiliyor. Daha önce tekrarladığım şeyleri yazmaktan kaçınmayı umuyorum açıkçası. Ama bu nedense pek mümkün görülmüyor, zira çok genel şeyler yazmışım.

Arthur Rimbaud'un bir şiirine denk geldim bugün. Daha önceleri facebookta paylaştığım, ve sağolsun bana "on this day" uygulamasıyla hatırlattıkları bir şiir.
Eskiden çok okurdum. hızımı alamazdım, kendimi kaybederdim o mısraların arasında. En büyük zevklerimden biriydi. Şairin o anki duygu durumuyla yazılmış olan şiiriyle bir parça dahi olsa kendimi özleştirebilmek, onun penceresinden bakmaya çalışmak. Güzel şeylerdi bunlar. Vakitsizlikten kaynaklanan durumlardan dolayı değil, bilinçli olarak yapılan seçimlerden hiç değil, bazı sebeplerden dolayı şiir okumayı da bıraktım. Aynı güzel kitapları okumayı bıraktığım gibi.

oradan oraya koşturmayla geçen günün sonunda beyini shut down durumuna getiremesem dahi -ki bu imkansız- yavaşlatmayı becerebilmek adına zaman doldurma amaçlı kullanılan faaliyetlere yöneldim. Evet bunda tembelliğin payının olmadığını söylemek büyük haksızlık olur.

https://www.youtube.com/watch?v=ktvTqknDobU

İnsanların oluşturdukları sosyal çevrelerinin kendileri üzerinde büyük bir etkiye sahip olduklarını biliyor muydunuz? O yüzdendir herhalde boş beleş insanları pek sevmem. Kendime ve karşımdakine bir şeyler katamayacağımı anladığım anda o şahıs veya şahıslardan uzaklaşırım. Bir süre sonra ayak bileğine bağlanmış bir ton ağırlığına sahip bir taştan farksız olabiliyorlar. Yalnız şu an küçümsemişim gibi görünse de düşününce hak verileceğine kuvvetle ihtimal veriyorum.

"Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.

Tarkovski"

Bunu yapabildiğin anda sorun kalmıyor aslında. Önemli olan yetişebilmekte.

14 Eylül 2017 Perşembe

1

SILENCE!